Çocuklar

Kendi stresimizi çocuğumuza geçiriyor muyuz?

Herhalde tanıdık sahnelerden biridir: İşten geldiniz, çocukları bir yere götürmeniz gerekiyor…Ama söylediğiniz zaman hazır değiller. Bir anda kendinizi bağırırken yakalamanız çok mümkün.

İşte böyle anlarda bir dakika durmak gerekiyor. Ne olduğunun farkına varır varmaz, bu kez suçluluk duyuyorsunuz…”Bu onların suçu değil ki…Hep benim yüzümden…” Çocukların illa ki korkmuş olması gerekmiyor- çoğu zaman sanılanın aksine korkmuyorlar. Genellikle olan şey, negatif ruh durumunu çocuklara taşımak oluyor. Bir an gülüp oynayan çocuk, bir an sonra, “Annem üzgün ve kızgın…” diye düşünmeye başlıyor ve o andan itibaren de kendini eğreti hissetmeye başlıyor. Neden mi? Çünkü siz onun yaşam kaynağı, dünyasının merkezi ve hatta dünyayı döndüren varlıksınız…

Çocukların çok çok küçük yaştan itibaren yaptığı şeylerden biri, bizlerden ‘tepkiyi öğrenmek”. Hangi durumlara ne gibi bir tepki verdiğimize bakarak, karşılaştıkları durumlara benzer tepkiler veriyorlar. (En basiti, yeni yürüyen bir bebek her düştüğünde, küçük bir çığlık atar, çarptığı yeri döver, ve dakikalarca teselli ederseniz, o da düşme olayının çok kötü bir şey olduğunu, her seferinde avazı çıktığı kadar ağlaması gerektiğini ve canını acıtan bir şey olduğunda vurmayı öğrenir.)

Bunun önüne geçmek için yapmamız gereken en önemli şey, kendi stresimizi yönetmeyi öğrenmek. Bana kalırsa, bundan önce bir adım daha var. Stresli olduğumuz anları tanıyabilmek ! Yetişmeniz gereken doktor randevusu, hazırlamanız gereken rapor, pişirmeniz gereken yemek derken, herşeyin üstünüze geldiği, hiçbir şeyi yetiştiremeyeceğinizi düşündüğünüz anda durun. DURUN. Çocuğunuz köşeden belirip, diş fırçasını bulamadığını söylediğinde, yüzünüzdeki ifadeye, seçtiğiniz kelimelere odaklanın ve vermiş olmayı isteyebileceğiniz bir şekilde ona yaklaşın. Çünkü sakin değilseniz, ondan sonraki en iyi şey -miş gibi yapabilmektir…Siz de sakinmiş gibi davranın…Bunun stresi azaltmakta size de yardımcı olduğunu göreceksiniz.

Dürüstlük her zaman işe yarar ! Kaç yaşında olursa olsun, çocuğunuzdan “Anne için 5 dakika” isteyebilirsiniz. Doğru enstrümanları sağlarsanız, her çocuk size o 5-10 dakikayı verecektir.

“Annenin şu anda biraz başı ağrıyor…10 dakika boyunca, sen bu kurabiyeleri yiyip, çizgi filmi seyreder misin, ben de biraz dinleneyim…Çizgi film bitince yanına geleceğim…” gibi bir cümle ve onu meşgul edecek bir şeyler genellikle size biraz toparlanmanız için gerekli aralığı sağlar. 10 dakika deyip 1 saat yok olmazsanız tabii 🙂 Süre bitiminde de çocuğunuza teşekkür edip, sayesinde baş ağrınızın geçtiğini söylerseniz, hiç beklenmedik anlarda kendiliğinden 10’ar dakikalar bile kazanabilirsiniz.

Oturmuş bir düzene yeni bir faktör eklendiğinde, genellikle stres düzeyinde artış görülür. Yeni bebek, yeni iş, yeni bakıcı, yeni ev, derken kendinizi tanımadığınız bir kaosun ortasında bulabilirsiniz. Bunu ölçeğinden çıkarıp hayatınıza mal etmeyin. Peki bu ne demek? Herkese (kendinize de ), herşey için ‘Alışma Dönemi’nde olduğunuzu hatırlatın. Yeniliğe alıştığınız dönemin, bundan sonraki hayatınızın projeksiyonu olmadığına ikna olun. Yapabiliyorsanız ve gerekiyorsa, bu ‘yenilik’ için ‘yeni bir yardım kolu’ oluşturun.

Göreceksiniz, siz ‘farkında’ olursanız, çocuğunuzun da fark etmesini sağlarsınız…Farklı yaklaşımlarda bulunursunuz…

Dünyada Suçluluk ve Endişe kadar işe yaramayan 2 duygu daha yoktur !!!