Çocuklar

Bağırma Detoksu-3

rumi-3Bir haftayı daha bitirdik…Bu işin kendi adıma biraz daha kolaylaştığını söyleyebilirim. Gözlerimi alabildiğine açmadan, sesimi yükseltmeden, derdimi, burnumu çeşitli yönlerde çekerek anlatmadan geçirmeye çalıştım ben bu haftayı. Daha önce bağırarak hallettiğim işleri şöyle hallettim:

“Ege…Şimdi bağırmış olsam bir şekilde şunu yapacaktın…Ben bağırmadan önce gidip yapar mısın?”

Ege’nin böyle bir detoksa girdiğimden haberi yok bu arada. Çok açık söylemek gerekirse onun için çok bir şey değişip değişmediğini henüz göremiyorum. Çünkü sonuç olarak yapması gereken ve yapmak istemediği şeyleri (ödev gibi…) yapmak zorunda kaldığında surat asıyor. Fakat ortak değişen şey, ikimiz de daha sakiniz. Ben nasıl olsa bağıramayacağım için kendime tepki vermeden önce çeki düzen vermek zorunda kalıyorum. Ege’de korkmamış oluyor. Yine papaz olmayı beceriyoruz bir şekilde ama daha çabuk atlatıyoruz. O kırılmamış oluyor, ben de onu kırdığımı bilmemin vicdan azabıyla hesaplaşmamış oluyorum.

Birşey itiraf edeceğim…Uzun vadede HİÇ bağırmayan anne olmak bence gerçekçi bir şey değil, ama bunu yaşam şekli haline getirmek olası bir durum. Okul sabahları bitmeyen kahvaltı buhranına da şöyle bir çözüm buldum. Önüne saat koyacağım bundan sonra. Kum saati denedik ama Ege stres oldu bu sefer de, “Kaç dakika kaldığını ben anlamıyorum…” diye :)) Koluna saat takıp, takip etme alışkanlığını arkadaş sıkıntılı bir tip olduğundan kazandıramıyorum, saati kolundan çıkarıp duruyor çünkü.

Ve evet. Bazı şeyler her gün ilk defa oluyormuşçasına tekrar edilecek. Ege hala bunları otomatiğe almaya hazır değil- bence hazır olmalı ama değil işte…Ben bağırınca da ertesi gün kendine format atıp hazır olmayı öğrenmiyor.

Bunları eskiden de biliyordum ama aklıma yerleşmesi için bu hafta olduğu gibi sakinliğe ihtiyacım varmış. Vicdan azabı, kızgınlık, kendi kendimi ‘haklıyım’ diye gaza getirmeden, daha objektif olmak gerekiyormuş.

Sonu duygusal ve acaip bir değişimle bu yazıyı bağlayamıyorum; keşke öyle olsaydı. Ama annelik sanırım böyle birşey…Sabredeceksiniz, sabredeceksiniz, çözümler arayacaksınız ve sonunu da, “Aman sağlıklı olsunlar da…” diye bağlayacaksınız 😀 😀

Uzun vadede bu konuya yine geri döneceğim; çünkü mutlaka başka etkileri de olacaktır diye düşünüyorum. O güne kadar, kum saatini ben kullanacağım. 😀

1 reply »

  1. Şu bağırmama olayını ben de tam olarak becerebilmiş değilim ne yazık ki… Sabah kahvaltı yapması en az yarım saat ki, çoğunlukla sevdiği kahvaltılıklardan koyuyorum önüne. Çantasını sabah illa kontrol ediyorum çünkü o açıp bakmıyor bile eksik bir şey var mı diye. O gün giymesi gereken kıyafetleri akşamdan hazırlayıp gözünün önüne koyuyorum, ama giymesi bile 15 dk. Şimdi tatile çıktık, 1 sınıf yeni bitti. Her gün 1 kitap okusunlar, ve 1-2 sayfa test çözsünler dedi öğretmeni. Gün içinde toplam 1 saatte bunların hepsini yapabiliyor. Ama yaptırabilmek için , hadi oğlum, hadi artık şu kitabını oku, hadi kahvaltını bitir de şu kitabını okumaya başla diye sabah saat 10 da öğlen 12-1 e kadar sürekli, takipteyim. En sonunda” yeter artık Egehan, bırak elindeki her şeyi şu kitabı okumaya başla artık” diye bağırırken buluyorum kendimi. Hala görevlerini ve sorumluluklarını öğretemediğim için yaşadığım hayal kırıklığı, vicdan azabı beni çıldırtıyor. Ama bağırdıktan sonra yaşadığım üzüntü de ayrı bir dert tabii.

    Beğen