Annelik

‘İyi Anne’liğin potansiyel riskleri

Kafamdakileri sıraya koymanın en iyi yolu yazmak olmuştur benim için.  Bir kaç gündür ise kafamda evirip çevirdiğim, ve pekte işin içinden çıkamadığım bir konu var:

Anneliği fazla kaçırmak mümkün mü?

Bu soru, eşimin iş için Roma’ya gitmesinin gerekmesiyle doğdu bende. Çünkü her iyi eşin yaptığı gibi, “Beraber gidelim…” dedi. Uzatırsak 5 gün, uzatmazsak 3 gün.

Şimdi, o an gözümün önünde yanıp sönen neon ışıklarında yazan; ‘Duman’ı ne yapacağız?’ sorusu. Çünkü bakıcı yok, ve Duman’da zorlu bir bebek olduğu için her şeyi alıştığı şekilde; o da sürekli ayarlamalar, düzeltmeler, yeni versiyonlar buldurtarak isteyen bir bebek.

Bakıcı varken güvenmediğim için, bakıcı yokken de olmadığı için, eşimle yalnız bir yere gidemiyoruz, uzun zamandır. Ne olursa olsun, yaptığım her şeyi tam yapmaktan başka çarem yok yapı olarak. Dolayısıyla, iyi anne, iyi aşçı, iyi vs vs olurken, iyi bir eşte olabiliyor muyum acaba, diye bir soru yükseldi içimden. Tam da Kutay’a, Duman’ı bırakmanın zor (imkansızın kibarcası) olduğunu söylerken.

Hani vardır ya bazı anlar, aklınıza bir şekilde kazınır, ‘Acaba sonradan bu an için keşke yapmasaydım…’ dermiyim diye…Sonuçta hepimiz insanız.

Ha, bu arada iş sadece Duman’ın bakımıyla bitmiyor elbet benim için…

Birimizin annesine çocukları bırakıp gidebiliriz, evet. Hangimizin ki olursa olsun, geçici misafirler mutlulukla karşılanacak, burada bir sorun yok. Benim sorunum, “Gidiyorum ama geleceğim…” sözünü anlatamadığım varlıklar 🙂 Bkz. Duman. Bkz. Madiba (Bu konuda değil, ama daha önceki tatillerde Madiba’yı bırakmak konusunda çaplı arızalar çıkardığım doğrudur.)

Şimdi ben gitsem, Duman için bir varım, bir de gelene kadar yokum…Geri gelip gelmeyeceğimi bilmiyor olacak, telefonla konuşamayacağız, çünkü adam konuşamıyor henüz. İşte benim tıkandığım en önemli yer burası kendi içimde.

Tabii ki Roma’ya gitmek isterim. Geçen sefer üstünkörü gördüğüm The Pantheon’u inceleyip, bir Trattoria’da şöyle bir atıştırıp, The Vatican Museum’da Raphael’in freskolarına bir kez daha tapmak; onun konferansından çıkıp yanıma gelmesini beklemek, sonra da çok çok hoş ve ihtiyacımız olan, bayıldığımız İtalyan yemek ve şaraplarını yiyip içmek; sadece ikimizin olmasını çok çok isterim.

Sadece, bunu sürekli saat hesaplayıp, “Acaba Duman uyudu mu?”, “Ege ödevlerini yaptı mı?” “Duman yemeğini yedi mi?”, “Skype yapsak acaba ağlar mı?” diye düşünmeden nasıl yapacağımı bilemiyorum.

İçimi kemiren bunları yapamayacak olmak değil…Bunun benim yapım olduğunu bilmek…Nasıl, kendim için ayıramadığım 5 dakikanın hesabını yapmıyorsam, ‘Ben istiyorum’ diye ortalıkta gezinmiyorsam, doğal olarak ‘Gidemem’ diyip işin içinden çıkmaya meyilliyim.

Bunun sonu da insanı kendi hakkında düşünmeye itiyor, doğal olarak.

İyi anne olurken, bazı şeyleri yanlış mı yapıyorum acaba? ‘Bir şey olmaz’ deyip, ‘Ne olur, nasıl olur, amaan nasıl olsa 3 gün…’ demek mi lazım acaba?

Eğer öyleyse, bunun bir hapı, ilacı var mıdır, araştırıp bulmam lazım…:)