Çocuklar

Ege ilk okul gezisinde…Ben…?

Eski yazıları okuyanlar hatırlayacaktır – Ege’yi okulla birlikte Ankara’ya gönderip göndermemek için sancı çektiysem de; sonuçta göndermeye karar vermiştim. O gün, dün geldi çattı. Ege heyecandan uçuyordu; hele ki ilk defa (sadece bu gezi için) telefon vereceğimizi öğrenince heyecan ikiye katlandı. Ben fazla düşünmemeye ve içimden ‘cool anne’ olmaya çalışıyordum. Ta ki..

Şimdi şöyle birşey var: Ege ile ilk ayrı kalışımız değil. O daha çok küçükken benim iş gezilerim, onun anneannesiyle yaz tatilleri derken, biz ayrı kalmaya alışığız.

Alışık olmadığımız şey; her çocuğa yaklaşık 0,02 yetişkinin düştüğü bir okul gezisi. Eşittir, Ege kendinden, eşyalarından,ve diğer 2 çocukla paylaştığı bir otel odasından sorumlu olacak. Eşittir; ben ona, o da kendine güvenmek zorunda.

Bana çok zor geldi…Çünkü otobüs hareket etmeye başladığında, artık olayın ‘sizden çıktığı’ hissi gerçekten bir tuhaf. Mantıken her şeyi biliyorsunuz, okul personelini seviyorsunuz, güveniyorsunuz…Ama sonra elde olmadan dua ediyorsunuz işte, yapacak bir şey yok. “Allahım lütfen onu koru, kaybolmasın, korkmasın, iyi zaman geçirsin…”

Bir de arkadaş, otobüs hareket ettikten 5 dakika sonra “Seni seviyorum ” diye mesaj atınca, sabahın 5:40’ında ben, Müslüm Gürses şarkıları eşliğinde içmeye çoktan hazırdım.

Bu annelik olayı garip…Sürekli insanı kendi kendine konuşturup duruyor. Eve geldiğimizde bende asap filan kalmamıştı, mevlütten çıkmış gibiydim zaten.

“Bir daha bir yere göndermeyeceğim…” geçti içimden. Sonra hemen kendime cevap verdim.

“Bu daha başlangıç…Ege büyüyor, ve bu tip şeyler onun için gerekli...”

Hemen cevap verdim, içimdeki bu ukala kişiye:

“İyi de benim için gerekli değil…”

Bu kez o ukala kadın daha da ukalalaştı, hatta güldü bana…

Bundan sonra ki hayatına hoşgeldin…Hemde bunlardan iki tane var artık…Duman’la da aynı yollardan geçeceksin…”

Dünün geri kalanında, bende hatlar fena halde karıştı. Herşeye gülmeye başladım, gülerken her an ağlamaya çevirecek diye gülmeyi yarıda kesip havalara bakıyordum.

Bana en iyi gelen ise, Madiba’ydı. Ege’yi bıraktıktan sonra, herkes uyuyordu ve bir tek o ayaktaydı. Benim üzgün olduğumu anlamış olsa gerek, derimi yüzercesine yalamaya başladı, kafasını boynuma gömdü, bende ona sarıldım, bir 10 dakika kadar…O kadar iyi geldi ki…

Ege bu gece gelecek. Elimde gezi programı, ‘Şimdi neredeler?’ diye bakmaya devam edeceğim şüphesiz. Sonra da geldiğinde, “Ben zaten çok rahattım, senin iyi iş çıkaracağını biliyordum, bak ne güzel büyüdün, gittin, geldin…” diyeceğim…

Hemen sonra şüphesiz, içimdeki diğer kadın bana, “…Amma da rahattın…Güleyim bari…” diyecek.

🙂