Çocuklar

Çocukları (ve bazen büyükleri de !) dinleyerek nasıl konuştururuz?

Son dönemlerde okumakta olduğum bir kaç kitap, ben de bazı aydınlanmalar yol açtı diyebilirim…

Özelikle erkek çocuklar, olan olayları;

1- Anlatma,

2- ‘Olduğu gibi’ anlatma,

3- Karizma çizdirici olayları atlama, vb eğilimleri yüzünden, genelde ‘kapalı kutu’ modundalar, bana sorarsanız. Kendi adıma; Ege’nin başından geçenleri anlatmasını cesaretlendireyim derken, çocuğu anlatmamaya ittiğimi yeni yeni, kitabın ilerleyen bölümlerine geldikçe farkediyorum. Her yaptığımız yorumda, bir nasihat, bir istek, bir hayat dersi vermeye bazen öyle odaklanıyoruz ki; onları olayları anlatmaktan ve kendi kendilerine çözüm üretmekten alıkoyuyoruz, genellikle…Elbette niyetimiz iyi – ama yaptığımızın kimseye faydası olmuyor.

Diyelim ki, ofiste kötü bir gün geçirdiniz…Eşinize gününüzü anlatırken, genellikle yanlış yaptığınız noktayı, kendinizin veya karşı tarafın savunulmasını, ‘hayatın böyle olabildiğini’, durumu düzeltmek için ne yapmanız gerektiğini mi duymak istersiniz; yoksa içinizden geldiği gibi durumu anlatıp, olayı kendi ağzınızdan dinlerken, objektif değerlendirmeyi mi?

Sanırım ikincisi…En azından benim için.

Çocuklarımızın da aynı şeye ihtiyacı var…Çoğu zaman, ‘aktif dinleyerek’ başlarından geçeni daha ayrıntılı anlatmalarını, olanları gözden geçirmelerini ve kendi kararlarını kendilerinin vermelerini öğretmek çok mümkün…

İşte size bugünden bir örnek:

Ege: “Artık Berk’ten nefret ediyorum…”

Ben: “Sen biraz kızmışsın galiba…”

Ege: “Kızmak mı !!! Bir daha Berk’i gördüğümde ona bir kez daha haddini bildireceğim…O çocuk çok vahşi…”

Ben: “Hmmm…” (Eskiden olsa anafikri ‘Şiddet çözüm değildir.’ konulu bir kaç cümle yerine…)

Ege: “Hayır anlamıyorum…Berk’in derdi ne benimle?!?!? Bisikletimi kullanmasına izin de verdim, ama o gene de bana vurdu…Yarın ben de ona vuracağım.”

Ben: “Yaa?”

Ege: ” Alp onun bisikletini almıştı, vermiyordu…”

Ben: “Hay allah…”

Ege: “Ona kızmıştı aslında…Benim bisikletimle kendi bisikletinin peşine düşmüştü…Sonra ben sıkılıp bisikletimi isteyince, bana ‘Al kafana çal…’ dedi, bisikletimi yere düşürdü…

Ben: “Tüh.”

Ege: “Berk haklı aslında…Yani benim de bisikletimi kaçırsalar, ben de kızardım.”

Ben: “Mmm-hmmm…”

Ege: ” Neyse…Yarın ona kaleci eldivenlerimi ödünç veririm, en azından morali biraz düzelir…”

Ben: “Süper fikir…”

Ege: “Hadi ben gittim !!!”

Eskiden olsa, “Berk’e önce sen bir şey yaptın mı?” “Durup dururken niye sana vursun, kesin bir şeyler yapmışsındır…” “Sakın kimseye vurma…” gibi cümlelerle yarıda kesilecek diyalog, Ege’nin ‘nefret ederek’ başlayıp, moral düzeltmeye karar vererek sonlandırdığı, ve bunu kendi kendine yaptığı bir monolog şeklinde gelişti…

Hem dinlediğimi belirtip, hem de kendim bir şeyler katmadan onun konuşmasını sağlamış oldum, özetle…

Bence bir kez siz de deneyin…Görüşlerinizi, olayların nasıl geliştiğini de lütfen paylaşın…

Hafta içi aynı tekniği yetişkinlerde de deneyeceğim…Bakalım işe yarayacak mı ? 😉