Annelik

İlk Çocuk-Anne-Kardeş Üçgeni :)

Duman’la gülüşüyorduk geçenlerde…Benim yaptığım onun komiğine gitti, onun kıkırdaması da benim komiğime…Sonra aklıma geldi, şimdi Duman, hani bayağı mantıklı filan konuşabilse ve beni tanımlayabilseydi…Ege’nin annesini tanımlayacağından bambaşka bir anne tanımlardı kesin.

Bu düşünce ve kafamdaki doğruluğu bütün gece aklımı kurcaladı; bazı yazılarım bende yazmadan önce sancı yapar.

Kiminle konuşsam, hangi arkadaşımın çocuklarına baksam, büyük çocuklar hep daha ciddi, daha sakin, daha düşünceli…İkinciler de hep azgın, komik, hareketli ve çok daha bağımsız.

İlk defa yaptığımız herşeyde bir tedirgin oluruz ya; kimbilir belki de o yüzden? 14 -15 yaşında bile herşeyin ilki, büyük olan ile yaşanıyor…Kardeş olmadığı zaman, ne ilk çocuğun dikkati sizin üzerinizden kayıyor (öldüresiye gözlem- siz farketseniz de farketmeseniz de), ne de siz kendinize bir dakika rahat veriyorsunuz (Acaba şunu doğru mu yaptım, başka türlü mü deseydim, farklı mı davransaydım).

Bazen düşünüyorum da, Ege beni ‘gerçekten’ tanıyor. Kaygılarımla, sıkıldığım zamanları bilerek, daha az güldüğüm, daha çok düşündüğüm; kızdığımda az mı çok mu olduğunu yüzümden anlayan, canım sıkkınsa hemen farkeden – iyisiyle kötüsüyle gerçekten ne olduğumu bilen; Ege…Duman ise, muhtemelen beni daha rahat, daha komik, yapmaması gereken bir şey yaptığında Ege’de olduğu gibi panikleyip otomatik olarak bağırmayan; tatlı-sert-güler yüzlü bir anne olarak tanımlardı tanımlayabilse.

Evet, Duman daha küçük; ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; büyük çocuklar annenin karakterine göre, küçüklerde kendi karakterlerine göre yetişiyorlar.

– “Dereyi görmeden paçaları sıvama” deseniz; büyük olan ne demek istediğinizi anlar; küçükte derenin nerede olduğunu bulmak için aramaya çıkar 🙂 (Bulamayınca üstünde de düşünmez, güler geçer.)

Belki anlattığım durum kardeşlerin arasındaki yaş farkı büyüdükçe daha çok ortaya çıkıyordur…

Bir yerden sonra, ilk göz ağrıları size kardeşle ilgili yardım etmeye başlıyorlar; sizin geçirdiğiniz evreleri onlar da geçiriyor. Ele avuca sığmayan, ‘idare edilen’, peşinden koşturulan bir veya birden fazla çocuk olunca, otomatikman büyük olanla aynı gemide buluyorsunuz kendinizi.

‘Vicdan’ en çok büyük olana yapılıyor içten içe, kendimizi belki biraz suçlu hissediyoruz söz konusu o olduğunda, daha az zaman ayırabiliyoruz belki, bazı şeyleri daha erken yapmasını bekliyoruz; ‘anlamasını’ istiyoruz ya, o hep daha büyük olduğu için…

Kimbilir, bu yüzden abi ve ablalar daha çabuk büyümek zorunda kalıyorlar- sonuç olarak küçük olan gırgır, şamata, daha rahat, daha çabuk pes eden bir anneyi kapıyor; daha tedirgin, hala ilklerini yaşadığı için daha temkinli bir anne de büyük olanın oluyor.

Kısa çöpü kim çekiyor, onu daha büyüdüklerinde anlayacağız sanırım ama hep deriz ya; “Yahu aynı anne-babanın çocukları; amma farklılar !” diye…Gerçekten tıpatıp aynı anne-baba mıyız acaba ?

🙂