Çocuklar

‘Okul seçimi’ nin Yan Etkileri…?

EgehayatbilEğer dene-yanıl yapmak istemediğim bir konu vardıysa, o da okul seçimiydi, Ege için. Anaokulu döneminde 12’den vurmuştum. Herşey tam istediğim, benim açımdan tam da olması gereken gibiydi. Gözüm arkada kalmıyordu, en önemlisi. Müdürümüz, ilk öğretmenimiz bir çocuğa eğitim hayatının ilk armağanlarıydılar.

İlkokul seçimi zamanı geldiğinde benim için önemli olan kriterlere baktığımda zaten bir avuç okul kalmıştı geriye. Onların arasından, hırslarıyla ün salmamış, çocuğun sadece eğitimine değil, bireyselliğine de önem verdiğini düşündüğümüz, İstanbul’un köklü bir okuluna Ege’yi yazdırdık. Bu zaten anne-baba için zorlu bir dönem. Sizin tam anlamıyla ‘mükemmel’ ve  ‘biricik’ çocuğunuzun neyle karşılaşacağını artık kontrol edemeyeceğiniz, herşeyden koruyamayacağınız ve en önemlisi ‘değerlendirmeye’ sunduğunuz bir dönem. Siz de alışık değilsiniz buna başlangıçta. O nedenle başta muhatap olduğunuz yetkililerin çocuk kadar sizin de halinizden anlamaları önemli.

DERS 1: Bazen balık baştan kokar. İçinize sinmeyen bir davranış ya da yönelim gördüğünüzde, asla bunu görmezden gelmeyin. 6 yaşında çocuğunuzu diğer çocuklarla dolu bir sınıfa hayatında ilk defa bırakıyorsunuz. Öğretmenlerin gözlem yapabilmesi gerekiyormuş. İyi, güzel. 10 dakika sonra Ege orada olup olmadığıma bakmak için dışarı geldi. “Buradayım oğlum…” dedim, geri döndü hemen. Gözlemin sonunda öğretmenler çocukları güler yüzle anne-babalarına teslim ederlerken, Ege görünürde yoktu. Beni bir odaya aldılar. Ege’nin okul hayatına belki de hazır olmadığını söylediklerinde ağzıma gelen çoğu şeyi söylemedim. Nedeni ise, arada çıkıp bana bakmak istemesiymiş. O anda okulun anlayışını görüp, onu oraya yazdırmaktan vazgeçmeliydim. Yapmadım- ama bütün şevkim kırılmış olarak gönderdim onu o okula. Benim yaptığımı yapmayın, okulların ‘Kontenjan’ laflarıyla sizi korkutmasına izin vermeyin. Bu bana kalırsa müşteri kızıştırmaktan başka birşey değil.

DERS 2:  Bu cümleyi kurmak istemiyordum ama kurmak zorundayım. Biz 60-70 kişilik ilkokullarda okuduk. Rahmetli öğretmenimiz hepimize yetti. Kimse arada kaynamadı, kimsenin sorunu ‘psikolojik sorun’ olarak görülmedi ve biz aile görgümüz kadar öğretmenimizden öğrendik görgüyü, adabı, terbiyeyi…Ya şimdi ? Çocuk, ‘çocukluk’ yaptığında rehber öğretmenler aslan kesiliyor, anlatıyor da anlatıyorlar…Çocuğunuzu kimseye yedirmeyin. Onu en iyi siz tanıyorsunuz. Sorun kendinize, “Sınıf Öğretmeni nasıl etkiliyor çocuğumu?” diye…Neleri vermeye çalışıyor, neleri geçiştiriyor? Onun bu yaklaşımını okul nasıl değerlendiriyor?

Akademik olarak bu okul Ege’yi ve hatta bizi ezip geçerken, kocaman kampüste onun kaybolmaya başladığını, gitgide içine kapandığını anlamamız zaman aldı- çünkü iğneyi önce kendimize batırdık eşimle…Rehber öğretmenlerin, sınıf öğretmeninin, hatta “Eksici satranç öğretmeni”nin unutmayacağım katkılarıyla, Ege kendini sınıfındaki arkadaşlarından ayırdı, kendisinde bir problem olduğuna inandı.

DERS 3: İnatçı ve zorlayıcı tavırların ısrarla sürmesi, çocuğunuzu bazı şeylerden ömür boyu soğutabilir. Sanki olimpiyatlara hazırlıyorlarmış gibi düdükle, bağıra çağıra “yüzmeyi” öğretmekte ısrar ettikleri için, Ege’ye yüzmeyi sevdirmemiz ve yüzme öğrenmesi ancak yazları dışardan destekle oldu…Az daha yapamıyorduk.

DERS 4: Çocuğun kişiliğine göre okul seçmek en iyisi. Sonunda eşimle karar verdik; bu iş böyle olmayacaktı. Ege hep üzgündü, hep yalnızdı ve kendine hiç güveni yoktu. Bir çocuk için daha kötü birşey düşünebiliyormusunuz? Sonunda onu yakın bir arkadaşımın tavsiyesiyle başka bir okula verdik. Ege kendine geldi 3 ay içinde. Bol bol arkadaş edindi, derslerini toparladı- ve en önemlisi, “Ben zaten yapamam ki…” modundan kurtuldu.

Bu da bana ders oldu- ama keşke Ege bunları yaşamak zorunda kalmasaydı…

Her zaman içgüdülerinize ve çocuğunuza güvenin. Kimsenin onun hakkında atıp tutmasına izin vermeyin. Evet, önce dinleyin. Ama sonra objektif olacağım diye onu ezdirmeyin.

Bazı hatalar tamir edilebiliyor evet; ama ya tamir edilemeyecek bir şey olursa ? O zaman ne olacak ?