Annelik

Eğitimcilerimize ufak bir rica…

İnsan kendi yaşadığını bazen sineye çekebiliyor. Fakat aynı şeyin tekrar tekrar yaşandığını gördüğü zaman, işte orada bazen delirecek gibi olmuyor mu? Hele konu çocuklarımız gibi hassas olunca, şahsen ben oluyorum…
Mini minnacık, 3 yaşında çocuğunuzu (Aslında burada bebek diyesim var ya, neyse…) yuvaya vermişsiniz. Aradan 2-3 ay geçmiş, öğretmeni sizi çağırıyor:

– ” Kızınızda dikkat eksikliği olabilir…”
– ” Öyle mi?”
– ” Evet, dikkat ettik boya kitabında taşırmadan boyayamıyor…”
– “Eyvahlar olsun…”

Anne- baba konan teşhise bir yandan ciğerinden bir parçayı kaybettiği gibi, aklından geçirmeden de edemiyor:

“Yahu n’olacak taşırdıysa?? Çok dikkat etmesem ben bile taşırırım…”

Okul, evde pratik yapmayı da öneriyor. Evde en eğlenceli yapılacak aktivitelerden biri oluyor mu size kabus !!! Taşırmadan boyatacağım derken hem çocuk bunalıyor, hem siz…
Çocuk ilkokula başlıyor, hoppp dikkat eksiliği aynen gelip yapışıyor ara tatil olmadan. Çocuk bu, ihmale gelmez. Başlıyorsunuz özel egitimlere, tekniklere; iş büyüyor ve inanın sonunda her şey olacağına varıyor.
Şimdi, çevremdeki 5 çocuktan 3’ü bununla karşılaşıyor ise, benim aklıma bu sorular geliyor:

Eğer bu kadar yaygınsa neden hemen etiketleniyor çocuklar?
” Daha küçük…” ” Daha okula yeni başladı…” gibi cevaplar velilerin elinden alınmışa benziyor; çünkü boşveriyor ve aldırmıyor gibi görünmek istemiyoruz.
Pekiii, evde boyayı taşırmadan boyayan çocuk okulda taşırıyorsa ne olacak?
Elbette, ortada bir sorun varsa bunun anne-babayla paylaşılması gerekir…Fakat her çocuk, her çocuğun yeteneği, kabiliyeti, öğrenme hızı ve becerileri farklı değil mi? Neden hemen bir isim bulunmak zorunda?

Kendi başıma gelen bir şeyi anlatayım.

İstanbul’un en eski ve köklü özel okullarından biri, Ege ilkokula başlarken (okula alıp almayacaklarını karar vermek için uyguladıkları 45 dakikalık bir gözlem sırasında), sadece nerede olduğumu sordu ve beni aradı diye, gelişimini tamamlamamış olduğunu söyledi. Ve bunu söylemek için beni özel bir odaya aldı. Diğer çocuklar güle oynaya anne babalarının yanına gelirken, Ege kapının dışında beni bekledi. Bende bunları dinlemek zorunda kaldım…6 yaşındaki bir çocuğun, ilk defa gittiği bir yerde annesini göremeyince nerede olduğunu sorması kadar doğal ne olabilir? Bunu kendilerine ve ertesi gün okul müdürüne söylediğimde, bunun protokol olduğunu öğrendim…Çocuklar ve protokol…En favori kombinasyon olsa gerek ?!?

Ailelerin durumu gerçekten çok zor- çünkü mantıkları, “Ne var canım bunda?” derken, bir taraftan da “Eğitmen, öğretmen veya pedagog bunu diyorsa kesin benim çocuğumda bir problem var…” diyorlar. O yüzden diyeceğim odur ki, dünyanın en kutsal görevini yapan, insan yetiştiren, öğretenler, bulgularına biraz daha farklı ve sabırlı yaklaşmalı…

Hayatımın erken evrelerinde gerçekten inanılmaz başarılı pedagoglar ve öğretmenler tanıdığım için, şimdi bu yaklaşımı kendi adıma aceleci buluyorum. Ege’nin anaokulundaki öğretmeni ve müdürümüz gerçekten muhteşem gözlemciler, büyük resmi görebilen, sevgi dolu birer eğitimciydiler…Maalesef onlar gibisini bir daha duymadım.

“Çocuklarınız çocuklarımızdır” mottosuyla yola çıkan pek çok kurum, azıcık empati yapabilmeli, değil mi?

“Bu hiperaktif!!”

“Psikolojik sorunları var !”

“Dikkat eksikliği var, şimdiden bir şeyler yapılmazsa, ileride farklı sorunlar başlayabilir!”

“Test yapmak lazım…”

Sadece ve sadece şunu rica ediyorum özetle, hemen teşhis koymayın, sevgili eğitimciler…Önceden belirlenmiş şablonlara göre çocukları hemen sınıflandırmayın.

Bir farklılık olduğuna eminseniz, zamana bırakıldığında düzelmeyeceğini düşünüyorsanız, gerçekten eminseniz, işte o zaman sorun bayrağını kaldırın.

Çocuk boyayı taşırdı diye, kendini resmetmesini söylediğinizde, ellerini üstünkörü çizdi diye, aileleri korkutmayın, çocuk üzerinde oluşabilecek baskıyı kurmayın ve kurdurtmayın…

Lütfen…