Annelik

Evet, biz anne-babalar robot değiliz, ama…

Bebek doğduktan sonra kendine beş dakika ayıramayanlarımız bilir…Fırsatını yakalayıp yalnız başına supermarkete gitmek bile, bazılarımız için mini-tatil coşkusu gibidir.

İşte böyle bir zamanda, kendimi en yakın alışveriş merkezinde buldum bugün. Almam gereken bir yığın şey vardı, önümüzdeki 1 saat içinde bu ‘zamanı’ kahveyle bile taçlandırabileceğimi düşünerek dolaşmaya başladım. Artık algı da seçicilik mi dersiniz bilmiyorum ama, daha ilk katta bebek arabası iten bir çift dikkatimi çekti. Bebek 8-9 ay civarındaydı sanırım; annesi, hepimizin yakından bildiği gibi mini-bavul halindeki sırt çantasıyla bebeği izlemeye çalışıyordu, yürürken. Kendi kendime gülümsedim: Bitirdiğim parkurlardan birini görmek, şimdi ki halime şükretmeme neden oluyor J

Alacaklarımın bir kısmını alıp 2. Kata çıkmıştım ki yeniden karşılaştık. Bu kez, anne-ve baba bebek arabasının uzağında durmuş, ağlayan bebeğe bakıyorlardı. O kadar uzaktan ve o kadar odaklanmış izliyorlardı ki, sanki arabadaki çocuk onların değil, az önce uçan daireden inmiş bir uzaylıydı. Yanlarından geçerken bebeğin tüm yüzünün kırmızı noktalarla kaplı olduğunu gördüm ve içim acıdı.

Ve maalesef 10 dakika sonra geldiğim yere döndüğümü ancak onlarla yeniden karşılaştığımda farkettim. Bebek daha şiddetle ağlıyor, annesi saçlarını yolarcasına uzaklaşıyor…baba da bebeğin kollarına vuruyordu.

Ne yapacağınızı bilemediğiniz bir durum…Gidip uyarmalı mıyım? Yapı olarak, böyle durumlarda neyle karşılaşacağımı umursamadan yanlarına yaklaşırım; fakat bebeğin ağlaması beni gerçekten o kadar kötü yaptı ki; binmiş olduğum yürüyen merdivenle savaşmamayı seçerek, oradan kaçmak istedim. İnanın, tam 3 kat duydum ağlamasını…Alacaklarımın ancak yarısını alabilip, oradan koşarak çıktım- ancak otoparka indiğimde sesler duyulmaz oldu.

Bir küçük bebeğin – sizin bebeğinizin- insanı delirtebileceği onlarca yolunun olduğunu itiraf ediyorum. Yemek yedirirken kaşığı tutan elinize 3. kez vuran bebeğinizin karşısında bir anlık sinirin, uzun soluklu bir yorgunluğun hepimizi sınır ötesine çağırabildiğini de biliyorum…Ama vurmak ? Anne-baba bebeğe her yaklaştığında bebeğin geri irkildiğini izlemek ? Bebeğin bunu ‘öğrendiğini’ gözlemlemek ? Çok acı- ve hiç bir ebeveyn böyle bir suçluluğun altında ezilmeyi hak etmemeli.

Robot değiliz, insanız biz bebek bakanlar; elbette. Sabrınızın sınırına yaklaştığınızı hissettiğiniz an, kendinizi o an ki durumdan çekip çıkarın…Bebeğinizi güvenle bir yerde (mama sandalyesi, yatak, vs) 5 dakika bırakıp, başka odaya gidin. Sinirlenmekte haklı olduğumuzu kendimize yinelemek, kendimizi gaza getirmekten başka işe yaramıyor inanın- tecrübeyle sabit. Asap bozukluğuna, titreyen ellerinize, uykusuzluğunuza odaklanmak yerine, sakinleşmeye odaklanın- sonradan pişman olacağınız şeyler için kendinize mazeret üretmeyin.

Ve ancak, kendinizi daha iyi hissetmeye başladığınızda bebeğinize yeniden katılın. Yanınıza gelebilecek biri varsa, çağırın- yardım istemek ayıp değil ki…

Unutmayın, evet robot değiliz ama; bunu arkasına sığınıp sonradan çok üzüleceğimiz hareketleri de geri alamayız.

Canımızdan çok sevdiğimiz bu bebeler, bizim pişmanlığımızı değil, sınırsız sevgiyi hak etmiyor mu?

Herkese sabırlı ve sevgili günler diliyorum 🙂