Genel

Akıl sağlığınızın bekçileri kim ?

kızlar En aşağı 20 yıldır grup insanı olmadım ben. Gruplardan korkarım, çünkü insan kalabalığı tedirgin olduğunda ne yapacağı belli olmaz- bakınız tarih kitapları da bunu yazar 🙂 Girişkenimdir; ama kendimi kolay açmam. Açtığımda da bazen tolere edilmem zordur; çünkü hoşlanmadığım bir şey oldu mu çekinmem, söylerim. Falan filan.  Anında mesaj programları ve akıllı telefonlar sağolsun- artık gruplar çok kolay kuruluyor. Sınıf grubu, eski okul grubu…Bana göre hepsi telefonun pilini bitiren olaylar. Hiçbirine dahil olmadım. Olmamıştım.

Bizim sitenin parkında, çocukların etrafında dolanan, hatta hatta onlarla top oynadığını gördüğüm “Vampirle Görüşme” filmindeki figüranlara benzeyen bir adamı farkedip, 10 yıldır oturduğum sitedeki tek arkadaşıma bunu söyleyerek başladı herşey. Tabii bizimkisi sosyal, tanımadığı yok, bir anda sitede adeta gözlemevi kuruldu, bir de mesaj grubu bunu izledi. İlk mesajlar, “Adamı gördüm, saat 3 yönünde, bizim çocuklara baktı, geçti…” şeklindeydi 🙂 Arada Duman’la parka çıkarak, uçuşan mesajlardaki isimlerin yüzlerini ezberlemeye çalışıyordum- ama yeni annelik, bir de uykusuzluk; ipin ucu kaçtı.

Ta ki Duman 2 aylıkken eşim bombayı patlatana kadar. 2 günlüğüne İngiltere’ye gitmesi gerekiyordu. Duman’la zaten bütün gün yalnızdım, evdeki toplam 8 bacağa nasıl yeterim diye kara kara bir düşünce aldı beni. Yapacak birşey yok, o gidince ben de kendi kendime en metanetli suratımı takındım, günümüzü geçirmeye başladık. O gece saat 9’da elektrikler kesiliverdi. ‘Eh…Gelir herhalde’, diye düşünürken Duman’la mum ışığında 2 saattir oturduğumuzun farkındaydım. İşte o zaman bir mesaj attım, mesajlar birbirini izledi, hatta birkaçında sesli güldüm 🙂 Duman’da bana güldü. Yattığımızda hala elektrik yoktu, ama ben böyle bir gecenin üstesinden onların sayesinde gelebilmiştim.

Bugün ise, onlar olmadan bu kadar yıl burada nasıl yaşamışım bilmiyorum. Şansımıza hepimizin çalıştığı bir dönem var- ama çoğumuz şimdi ya çalışmıyoruz, ya da esnek saatler sayesinde görüşebiliyoruz. İstanbul gibi bir yerde kafana göre bir kişi bulursan şanslısın- ama biz koca masaları doldurabiliyoruz, 1 saatlik kahve 3 saat oluyor, sonra herkes aceleyle, çantasını yolda toplayarak koşar adım dağılıyoruz, ama lafın sonunu montun tek kolunu giymeye çalışırken yine de getiriyoruz. Çocuklarımız aşağı yukarı aynı yaşta, hepsi birbirini tanıyor, hepsi parkta birlikte büyüdüler. Gökkuşağının renkleri gibi, herkes birbirinden hem farklı, hem de çok benzer. Gözbebeğimiz Sevgi Hoca- bir arkadaşımızın annesi. Hem torunlarına bakıyor, hem bize yetişiyor. Ben birşeye karar veremiyor muyum, oylamaya sunuyorum 🙂 Mutfakta başımız derde girdiğinde ‘imdat’ mesajları atıyoruz.  Bazı günler Duman’a çok dalıyorum, yemeğiydi, oyunuydu derken farkında olmuyorum. “Hormonlarına yenik düşme, geri dön…” diyorlar. Bir de bakmışım ben 10 gündür onları görmemişim, dahası evin döngüsüne kendimi kaptırmışım. En son Migros’un tekerlekli sepetiyle beni evden alacaklarını söylediler daha da gelmezsem. Koşa koşa gittim tabii, belli olmaz gelebilirler çünkü 🙂

Komşuluk başkaymış, bu yaşımda ben bunu öğrendim. Kalbe kuvvetler, başım sıkışsa ordalar biliyorum. Aynı şekilde ben de öyle. Gece dizi izlerken mesaj sesleri üst üste binince, eşim, “Seninkiler coştu yine…” diyor.  Ben de yazmaya başlayınca, “Ne oluyormuş ?” diye de sormaktan alıkoyamıyor kendini. Tabii bu işten karlı da çıktığı oluyor. Evde kokuyor diye taze süt kaynatmadığım için bizim sevgili Martha Stewart’ımız sayesinde soframıza kaymak çıkageliyor. İlik kaynatmaya “O ne yaaaa?!” dediğim için Banucuk eve buzlukta yolluyor, “Vermezsen bunu çocuklara oyarım seni…” diye.

Şu an çevremdeki çoğu şey gerçekten de bebek, çocuk ve köpekle kuruluyken, onlarla 2 saat beni kendime getiriyor. Süt makinesi, aşçı, eğlendirici; yani bir anne olmanın yanı sıra kendimi hatırlatıyor bana. Onlar benim destek taburum. Yani şanslıyım. Hem de çok.