Genel

Terör eve nasıl girer?

Sizin hayatınız değişmedi mi, haftanın başından beri?

Aylan ile başladık. Üst üste şehitlerimize ağlıyoruz. Bu arada aklı başında olanlar kendilerine yeniden format atıyorlar. İç sesleriyle savaşıyorlar. Savaşı kazanamayanların ise ne yaptıkları gayet ortada. Yıkıp yakıyorlar.

Klavye üzerinden vatanı kurtarmak kolay; boş binalara, binaların içindeki savunmasız bir-iki kişiye zarar vermek iş değil. Tepkisini şiddetle gösteren kesimi, cesareti varsa Mehmetçiğin yanına çağırıyorum. Buyrun, intikamınızı orada alın da görelim.

Neyse.

Hepimiz, eşimizi dostumuzu ‘bir şeye rağmen’ seviyoruz.

En yakın arkadaşınızın çok konuşma huyu vardır; ama gene de onu seversiniz.

Abiniz aşırı korumacıdır ama onu yine seversiniz.

Teyzeniz sürekli tenkit eder ama aklınıza ‘Bas git, teyze…’ demek gelmez.

Şimdi…Hassas günlerin ortasında, birbirimizi en çok ‘kabul’ etmemiz gereken zamanlarda bence ilişkiler sınanmamalı.

“……’e rağmen seviyorum…” cümlesi, çok fazla zorlanırsa, “O zaman sen de bunu yaptın, bunu demedin…” gibi cevaplar doğurur birbirimize karşı.

Hiç hissetmeden, konuşmadan, anlamadan araya dağlar girer. Bir de bakmışsınız, konuşmuyorsunuz artık.

İşte, terör eve böyle giriyor bana kalırsa.

Her ilişkide böyle değil midir? Bakmışsınız eşinizin canı, sizin dışınızda bir şeye sıkılıyor. Ona sitem etmenin, beklentilerinizi yukarı çekmenin veya bunların karşılanmadığını söylemek, sadece ve sadece kavga çıkarmaz mı?

Bunları yapmamak, duyarlı olmaktır. Birbirimizin üzüntüsünü, sevincini anlayıp, geri çekileceğin, susacağın ve konuşacağın zamanı iyi ayarlamakla yürür ilişkiler.

Ebeveynlerinden biri Kürt, biri Türk insanlar dolu.

En yakın arkadaşını doğduğu yere göre seçmeyen bir dolu insan var, ülkemizde…

Herkes her aklına geleni söylemezse, iki dakika düşünüp, bir şey söylemeye veya söylememeye karar verirse, ancak o zaman birbirimizi kaybetmeyiz.

Yaşanan olağanüstü üzücü, sıradışı günlerde terörü evinize, bahçenize, konu komşunuza bulaştırmayın.

Hani, ‘Saygı’ kelimesi çok klişe geliyor insana bazen; ‘saygı’yı gösterdiğinizde, bekleyecek sıranız olur. İlişkiler, ‘iki kahve’den fazla sürer, öyle değil mi?

Tabii bu, etrafınızdaki iletişime ne kadar değer verdiğinizle doğrudan bağlantılı.

Değer vermiyorsanız, kırın, kavga edin, geri dönülmeyecek yollara sapın. Veya kırılın, uzaklaşın.

Değer veriyorsanız…saygı duyun, empati yapın.

Ki; bölünmeyelim, büyüyelim, bir duralım.

Bence…Nacizane…