Genel

100 yaşında bir kız çocuğunun Çeşme anıları

En son Ilıca’ya geldiğimde sanırım oğlumdan biraz büyüktüm. Çok yazım geçti, Ilıca’da…Kah bir sonraki Kumru’yu ne zaman yiyeceğimi düşünerek, çoğunlukta her bulduğum kitabın arkasına; veya hediye edilmiş daktilonun önüne saklanarak; en çokta büyümeyi hayal ederek geçirdiğim dolu dolu yazlarım…Annemi Yıldızburnu’ndaki denize gitmeye ikna etmeye çalışırdım, genellikle…Çünkü orasının denizi hiç dalgalanmaz, ürkütmez, yürü yürü bitmez…Şimdi yerinde yeller esiyor…Hele bir de Mezzaluna Xpress’i görünce orada, gülsem mi ağlasam mı bilemedim.

Rahmetli anneannem, güneş batarken banka oturup, profilini verirdi objektife…Saatlerce otururdu, biz sıkıntıdan patlayınca da kovalardı yanından…Çiftlikköy’de güneş batışında, aynı onun gibi oturmuş, onun beyaz merserize hırkası gibi bir hırkayı hava güzel olmasına rağmen, ‘Güneş battı’ diye omuzlarına alan bir teyze görünce, gözlerim doluverdi dün akşam.

3 savaş ve 2 felaket atlatmış gibi görünse de, Otel Panorama hala yerli yerinde…Özellikle İnkim Otel’in, cephesindeki desenlerin değişmediğini görünce ellerimi çırpıverdim birden…Demek bazı şeyler durabiliyor; aynen Bedesten Pansiyon gibi…

Ey Turban Oteli !!! Ne çok anılarla beraber yerini Sheraton’a kaptırmışsın. Hayat Ağacı’nın Sam’ini, Alcanzar’ın Eduardo’sunu ağırladıydık hep birlikte !!! Bizim sitenin çocuklarıyla beraber balkondan el sallaşmıştık, Sam’le…Gittik geldik o otele günlerce…Kimse de kovalamadıydı bizi…

Anneannem yanımızda olmadığında, kart alıp onu aradığımız Postane uçmuş. Kaldı ki; Ilıca’nın en sosyal mekanlarından biriydi…Her daim TV’den tanıdığınız biriyle çarpışabilirdiniz…O yüzden gözlerimi hep açardım Postane’nin önünden geçerken…

Eski favorilerden bazıları hala yerli yerinde…Kumrucu Şevki zincir olmuş, Çeşme’nin her yerinde bir tane var. Ama benim favorim, hem Kumru, hem de lokma için, Hüseyin’di…Hala da öyle ! Burçak Pastanesinin lor kurabiyeleri belki eskisinden de güzel…Dost Pide, kaliteden çok ödün vermiş; Altınkapı hala var, ama bu kez gitmeye fırsat olmadı.

En önemlisi, begonvillerim yerli yerinde ve kıymetleri hala biliniyor…Buna çok sevindim…Aşağı yukarı her evde, ya mor’u ya kırmızısı bir yerlere dolanmış…İlk defa Paşalimanı’ndaki bir evde açık pembesini gördüm bu sefer.

25 yıl önceki Dalyan ile bugünkü Dalyan’ı kıyasladığımda, kollarım iki yana düştü, şaşakaldım…12-13 yaşındaki çocuk aklımla bile ‘Sıradışı’ güzelliğini anladığım Dalyan, Kalamış Marina’dan farklı değil artık…Siteler, zevk yoksunu, rant düşkünü, çirkin, özenti evler sarmış güzelim yeri.

Hala ‘Bakir’miş hissini alabildiğimiz tek yer Çiftlikköy’dü…Bayıldık. Sakız Adasına karşı istakoz yedik, gün batımını seyrettik…Açıkçası deniz ile aramızda yat görmediğimiz tek yer, burası.

Alaçatı; 25 yıl önceki ben için; pazarından beyaz soğan ve çok acaip şeftali aldığımız yer iken; bugün çok farklı. Şoka girmedim; çünkü en aşağı 5 yıldır, ‘Sörf, taş evler, kafeler, restoranlar…’ muhabbetini duyuyorum…Herkesin bir huyu var, bana göre Alaçatı Bozcaada özentisi olmuş; her yer sizin aklınızdan geçirmenize fırsat bırakmadan, ‘Çok şirinim !!!’ ‘Tam kartpostallığım !!!’ diye bağırıyor sanki…Oysa Bozcaada, sokaklarında yürürken adama şiir yazdırır…Evet, farklı yerler tabii ama, öyle çok ayılıp bayılmadım ben Alaçatı’ya…Hacımemiş mahallesinin esprisini görebiliyorum evet; ama her güzel bina otel neredeyse…

O nedenle ben acaba ‘Bozcaada’ya rakip mi geliyor?’ diye buraya gelmiştim ama, insanın tek gerçek aşkı olabiliyor sanırım…

Çocuk olarak, kendime göre buhranlarımla ayrıldığım Ilıca’ya, evli, mutlu, çocuklu ve bebekli olarak döndüm. Eskiden sevdiğim her yere, onları gösterdim, belki bir yerlerde hala küçük Işıl, annesinin elinden tutup ‘Mısıııırr !!!!’ diye söylenirken, beni görüp, herşeyin yoluna gireceğini anlar?

Bu tatil, kendimi daha çok yaşlı ruhlu bir kız çocuğu gibi hissettim. “Eskiden buralar böyle miydi !!!!” diye söylenip dururken, biryandan da ‘Süt Darııııı!!!’ sesine kulak kabartıp durdum işte.

Kategoriler:Genel

Tagged as: , , ,