Hamilelik

Geçen yıl bu zamanlar…

Geçen yıl bu zamanlar, bizim ev 7:30-16:00 arası sessizdi ve kendi düşüncelerime gark olmuş bir haldeydim. Herşey tamamdı. Bebeğin odası bitmiş, giysileri ütülenmiş ve yerleşmiş; hatta hastane çantası da hazırlanmıştı. Odasından yeni yeni yayılmaya başlamış bebek deterjanı kokusuna, sürekli hareket halinde olan koskoca göbeğime, artık daha sık gitmeye başladığım doktor ziyaretlerine rağmen, hala herşey az biraz gerçek dışıydı.

Arada, evde kimse yokken odasına gidip oturuyordum. Ne kadar da düzenliydi !!! Enteresan değil mi; bir bebeğin ihtiyacı olan herşeyi odaya yerleştirseniz de, bebek gelmeden ‘bebek odası’ olmuyor ! “O’nu burada emzireceğim.” “O’nu tam burada uyutacağım” diyorsunuz, görüyorsunuz ama yine de gözünüzde tam olarak canlanmıyor.

İşte o an, o hani hem var hem yokken, hiç tanımadığınız, hiç kucağınıza almadığınız bir bebeği özlüyorsunuz. Bu andan sonra, beliniz ikiye ayrılıyormuş gibi ağrısa da, ayaklarınız davul gibi de olsa, çok yorgun da olsanız, gülümsüyorsunuz ister istemez.

Çünkü az kaldı. Heyecan dalgası geliyor, bir kez daha gün hesabı yapıyorsunuz, son ultrason resmine bir kez daha bakıyorsunuz, ve o gün bilmem kaçıncı kez koca göbeğinizi okşuyorsunuz.

Bilmiyordum, geçen yıl bugün doğuma 13 gün kaldığını. Hoş, bu çocuğun içeride 39-40 hafta kalabileceğini hiç sanmıyordum, çünkü çoğu zaman karnımın içinde ayağa kalktığından emindim 🙂 Artık NST’ler, aksiyon filmi gibi heyecanlı olmaya başlamıştı; bebek, sanki onu gözetlediğimizi biliyormuş gibi bütün numaralarını yapıyor, onu çevreleyen sargılardan kurtulmak için her sefer daha başka taktikler deniyordu. Hatta bir keresinde mikrofona öyle şiddetli bir tekme attı ki, hemşireden özür dilerken buldum kendimi: “Bizim oğlan biraz hareketli de…Bir şey olmamıştır herhalde alete, değil mi?” 🙂

Bugün, ilk yaşgününü kutlamaya günler kaldı – bazı bakımlardan daha 1-2 ay önce doğmuş gibi geliyor Duman. Doğmak için ne kadar sabırsızdıysa, büyümek için de o kadar sabırsız. Yarım yamalak yürüyor, ama yardım kabul etmiyor, illa kendi yürüyecek. Dediklerimi anlıyor, ve kendi ‘gibberish’ dilinde cevap veriyor. Tam olarak ne dediğini anlamıyorum ama bana kalırsa genelde “Hayırrrr!” diyor sanki :/

Şimdiden, sevgi ile bağımsızlık dengesini kurmuş gibi; kucaklıyor, öpüyor, sarılıyor ve sonra yoluna devam ediyor.

Herhalde aynı anda geçmişi özleyip geleceğe heyecanla bakabilmek, sadece annelere özgü bir şey…