Genel

Duman’ın Doğum Hikayesi

2014-04-12 16.03.03

Bu kadar uzun aradan sonra, 38 yaşında yeniden anne olduğum için çok mutluyum. Son bir kez minicik bir bebek benim, onun kokusunu, ufacıklığını, etrafında neler olduğunu anlamak için can atan bakışlarını daha geç unutacağım. Unutuluyor çünkü, işin hep zorluğu hatırlanıyor da, zaman geçince güzel olanları anımsamak daha zor oluyor. O yüzden herşeye yeniden başlamak korkutucu değil, baş döndürücü.

O yüzden ben hem sarhoşum, hem aşığım. Başta bu kadar şüpheci yaklaşınca, sonundaki sürpriz daha güzel oluyor galiba…Herkes bebeğini güle güle, sağlıkla, tadını çıkara çıkara büyütsün..

35. haftadan itibaren, bebekte, ben de sabırsızlanmaya başlamıştık. Günümüz belliydi- 21 Nisan’a  (Aslında bugün )sezaryan günü kararlaştırmıştık. 35. haftada gece yarısı tutan bir sancı- (sancı nedir bilmediğim için gaz sıkıştırması mı, Braxton Hicks mi derken kendimi derin derin nefes alıp verirken bulmuştum) beni ertesi gün doktorumun kapısına götürüverdi. Erken doğum başlamamış, ama bizim ki aklından geçiriyormuş öyle şeyleri. Bunun üzerine Progestan adlı ilacı alıp, 2 hafta habire yatmam gerektiğini söyledi doktor. Bizim aile tabii telaşta. Benim en büyük endişem ise, gerçek doğumun başladığı sancıları anlamayacak olmamdı. Her ne kadar herkes, “Hele bir olsun, anlamamana imkan yok.” dese de, benim garip acı eşiğim ve kendime konduramam nedeniyle, hiçbirşeyi atlamamaya karar verdim.

İlk hafta yattım, 2. haftamda belimin deli gibi ağrıması nedeniyle yine acil olarak doktora gittim. NCT ve kontrollerden sonra, “Hadi len, git evine yat, sadece belin ağrıyor.” dedi doktorum. Tehlike geçmiş, erken doğum da resme artık dahil değil dedi. Ne yalan söyliyeyim, hayal kırıklığına uğradım…Tabii ki bebeğimin en iyi şartlarda doğmasını istiyordum ama artık o kadar rahatsız ve uykusuzdum ki, bir an önce sonra ki level’a geçmek istiyordum.

Bundan 2 gece sonra deli gibi kaşınmaya başladım. Amanın ne kaşınma. Görünürde hiçbirşey yok, ama benim her tarafım kaşınıyor. ‘Cildim mi kurudu, nedir…” derken, 2. gece daha şiddetli bir kaşınma başladı. Görünürde birşey olmaması, bana karaciğerimde bir problem olabileceğini düşündürdü. İnternette biraz araştırınca, ‘Kolestaz’ denen olayın bebek için büyük tehlike olduğunu okudum. Strese girip içerde kaka yaparsa, çok büyük risk oluşuyormuş.

“Kesin bende yoktur…” diye düşünerek, hatta Facebook’tan doktoruma mesaj attım. O da sabah aç karnına beni çağırdı. Gitmeye gönülsüzdüm aslında, bu hamilelikte böyle pimpirikli bişi oldum diye düşünüyordum. Cumartesi sabahı karaciğer enzimlerine ve safra asitlerine baktırmak için kan aldılar…

Valla olmuşum Kolestaz, iyi mi…Atlasam kimbilir neler olacaktı. Doktorum “bugün alalım, riske girmeyelim…” deyince, eşimle ben hık deyip kaldık. “Hazırlığınızı yapın, 2 saat sonra burada olun…” dedi doktor. Asansörün kapısında, birbirimize araba farına takılan geyikler gibi bakakalan biz, yapılması gerekenleri sayarak odaklanmaya çalışıyorduk. Eşimin gözleri dolu doluydu. Herkesi aradık, eve gittik, ben son göbekson duşumu aldım. Oğlumu emektarımıza emanet edip, akşama doğru bize katılacağını söyledik.

Saat 13:00’te hastaneye geri dönmüş, odamıza yerleşmiştik. 15:55’te ise, aramıza katılan minyatür bir adam ile hayatımız sonsuza dek değişiverdi…

Kategoriler:Genel

Tagged as: , , , ,